Miras
İstanbul'un hafızası, bileğin sanatı
İstanbul bu kadim şehir nice insanları ağırladı yıllar önce şu anda ve belki de gelecekte. Geldim geleli, İstanbul'a gelişimin bir manası olduğunu ve bu mananın ne olduğunun peşine düştüm. Bu şehri seven insanların neyini sevdiklerini anlamaya çalışırken bu aradığım şeyin bu şehirde nice insanların nice eserlerinden ilham aldıklarını İstanbul'u kendilerine olduğu kadar gelecekteki sakinlerine miras bırakacak bir şeyler ürettiklerini gördüm.
Birçok medeniyete ev, ocak, kısmet ve rızk sağlayan bu şehir, taşıdığı onca farklı kültüre, sanata, sanatçıya ve zanaatçıya ev sahipliği yapmış ve hala yapmaktadır. Her cami bir sanat eseri, her bina bir biblo gibi şehrin sokaklarını süslemektedir. Dolaştıkça şehrin sokaklarında; burnumda deniz kokusu ve martı çığlıkları kulaklarımda yeni bir baş yapıtın kalbimi heyecanlandırmasına tanık oluyorum.
Geçtikçe her bir köprüden, iki koca kıtanın arasında süzülen bu maviliğin derinliğinde kaybolurken, gördüklerimin binalarda, fotoğraflarda, videolarda nesilden nesile aktarılabilecek daha güzel bir obje de zamana meydan okuyan bu zerafetin zamana anlam katan saatte vücut bulabileceği fikri beni çok heyecanlandırdı.
En zoru başlamaktı. Binbir sorular birbirini takip ederken cehaletin ve acemiliğin getirdiği korkaklık, heyecanın ve hayalin getirdiği cesareti yenemedi. Tarihe bakınca o kadar çok şey var ki ilham alınacak. İlhamdan öteye bilekte tarih anlam bulacak. Belki de bir babanın oğluna, belki de bir kız babasının damadına hediye etmesi işte mirasın tarihle ve sanatla yoğuşmuş en güzel hali bence.
Şahsen detaylara önem veren kişiliğim, zerafet ve ihtişamın dengeyle dans ettiği, renklerin ve metalin birbirine bu kadar az yakıştığı, baktığınızda gözünü alamadığınız ve naçizhane bileklerinizi mest edecek baş yapıtların peşindeyim. Bu kadar emek ve zaman harcanan herşeyin herkeste olmasına da gerek yok. Gören anlar, anlayan bilir, at binenin, kılıç kuşanındır.
Her bir tasarım, yalnızca zamanı gösteren bir araç değil; İstanbul'un asırlardır biriktirdiği hafızanın, Osmanlı ve Anadolu sanatının, ustalığın ve sabrın modern dünyadaki yansıması olarak hayat buldu. Tulipa Imperial, Janissary Line, Ebru, Fatih ve diğer koleksiyonlarımızın her biri; farklı bir dönemin ruhunu, farklı bir sanat anlayışını ve farklı bir hikâyeyi bileğe taşımak için tasarlandı. Rölyef işçiliklerinden kufik detaylara, İznik çini esintilerinden yatağan formundaki bezellere kadar her çizgi; uzun araştırmaların, sayısız eskizin ve ince zanaatkârlığın sonucunda ortaya çıktı. Bu yüzden hiçbir model yalnızca "bir saat" değildir; her biri geleceğe bırakılmış küçük bir kültür mirasıdır.
Ve belki de bu yüzden üretimlerimizi sınırlı tutmayı tercih ediyoruz. Çünkü gerçek sanatın değeri, yalnızca kullanılan materyalde değil; ona yüklenen anlamda, taşıdığı hikâyede ve ulaşılması zor olmasında saklıdır. Her koleksiyon belirli adetlerle üretilir; bazıları bir daha asla aynı şekilde tekrar edilmeyecek detaylara sahip olur. Bir Ottomann Watches modeli, yıllar sonra yalnızca sahibinin bileğinde değil, ailesinin hafızasında da yaşamaya devam etsin istiyoruz. Zamana karşı yarışan değil, zamana iz bırakan eserler üretmenin peşindeyiz. Çünkü bazı saatler zamanı gösterir, bazıları ise zamanı anlatır.